Inhalt

3.3 İhanet
Bazılarımız, ihanet anlamına gelen acı deneyimler yaşadık. Bazen, güven sarsılmasının afallatıcı ve felç edici etkisini onarmak yıllar almaktadır. Bu şokun hayat boyu kalması nadirdir. Ancak hayvanların ihanetiyle karşılaştırıldığında bu önemsiz kalır! Onlar ve şuan mezbahada bulunan kişiler için bu belki de iyidir. Örneğin organik tarım yapan çiftçiler, hayvanlarıyla ilişkilerinin ne kadar iyi olduğunu diğerlerine inandırmak için çabalamaz, bunun için yorulmaz. Hepimiz, hayvanlarını "sevgiyle" okşayan çiftçiler görürüz. Ama sonrasında bu hayvanlar kendilerini, birden bire, onlara en korkunç ve acımasız şeyler yapan insanların bulunduğu cehennemde bulurlar. Eğitmen veteriner Christane M. Haupt, et yiyen kişilerden bu ihaneti görmüş ve kırılmıştır: “Tanıklık ettim ve şimdi ise bunları unutmak ve yaşama devam etmek istiyorum. Diğerleri şuan savaşıyor olabilir; benim gücüm oradan geliyor ... ve suçluluk ve felç edici bir üzüntü gücümün yerini aldı.”
 
Burada tanımlanan zulümlerin dünya çapında medeni ülkelerdeki mezbahalarda yer alan suçların oluşturduğu buz dağının sadece bir ucu olduğu gerçeği, Gail A. Eisnitz tarafından kaleme alınan "Slaughterhouse" (Mezbaha) kitabında gösterilmiştir. Yazar, bu kitap için anestezi kutusunda iki milyon saatlik ek bir deneyim ile mezbaha çalışanları ile görüşmüştür. Mezbaha çalışanları ile yapılan görüşmelerden elde edilen aşağıdaki alıntılar, yazar tarafından 18 Eylül 1999 tarihinde bir kitap ile kamuoyuna sunulmuştur:    
 
“Canlı sığırlar gördüm. İnsanlar bıçağını sürerken ve derilerini almaya çalışırken onların böğürdüğünü duymuştum. Herkes işini onun üzerinde yaparken bu şekilde yavaş yavaş ölmenin bu hayvan için korkunç olduğunu düşündüm.” “Asılan ineklerin çoğu ... hala canlıydı. Çalışanlar, onların içini açtı. Onların derilerini yüzdüler. Hala canlıydılar. Ayakları kesilmişti. Gözlerini kocaman açmışlardı ve ağlıyorlardı. Bağırıyorlardı, gözlerinin nasıl dışarı fırladığını görebilirsiniz.”
 
“Bir çalışan, bir bacağıyla bir kamyonun zeminine saplanan bir ineğin nasıl düştüğünü anlattı. “Onu nasıl canlı çıkardınız?”diye sordum: 'Ah, kamyonun altına gittik ve bacağını kestik.' dedi. Birisi size bu hikayeyi anlatırsa şunu bilin ki hiç kimsenin size anlatmadığı çok şey var.” “Başka bir olay da şu; yanlış bir şey yapmamış ve hatta kaçmamış canlı bir domuz vardı. Yaklaşık 1 metrelik bir boru parçası aldım ve ölmesi için ona vurdum.” “Hareket etmek istemeyen bir domuz varsa, bir el kancası alırsınız ve onu anüsünden kancaya takarsınız. ( ... ) Sonra onu geri çekersiniz. Bu domuzları hala canlıyken çekersiniz ve genellikle kanca, hayvanın anüsünden alınır.“

“Yeterince keskin olan bıçağımı elime aldığımda kahvaltılık bir et parçası gibi bir domuzun burnunun ucunu kestim. Domuz bir kaç saniye boyunca çılgına döndü. Sonrasında olduğu yere oturdu ve aptal bir şekilde baktı. Elimi tuzlu turşuyla doldurdum ve onları burnuna sürdüm. Şimdi domuz gerçekten çılgına dönmüştü ve burnunun etrafını ovuşturuyordu. Elimde hala biraz tuz vardı ve tuzu doğrudan domuzun makatına sıkıştırdım. Zavallı domuz, tuvalete gidip gitmemesi gerektiğini ya da kör olup olmayacağını bilmiyordu.”
 
"Bir süre sonra uyuşursunuz. ( ... ) Eğer hala canlı bir domuz varsa ... onu sadece öldürmezsiniz. Ona acı çektirmek istersiniz. Siz acımasızsınız, nefes borusuna zarar verirsiniz ve onu kendi kanında boğarsınız. ( ... ) Yaşayan bir domuz sadece orada otururken ve bana baktığında ben bıçağımı aldım ve ( ... ) gözlerini çekip çıkardım. Ve domuz sadece bağırdı.”
 
(Dr. Kaplan'ın yaptığı alıntının sonu, tam metne ve kaynakçaya internet üzerinde ulaşabilirsiniz:
http://www.vegetarismus.org/kaplan/texte/a214.htm)
 
Kimler bu durumun farkındadır ve hala et yiyebilir ya da sahip olduğu küçücük vicdanıyla hayvansal maddeler içeren kozmetik ürünleri üretebilir ya da kullanabilir? En azından merhamet beslememiz ve kesinlikle ölüm getiren ve işkence çektiren bu sistemi reddetmemiz ve buna karşı mücadele etmemiz gerekmez mi?  Filozof Arthur Schopenhauer'in dediği gibi: “Merhamet, ahlakın temelidir”.