Inhalt

Small and perfect looking calves in all sizes, vulnerable and naked and with closed eyes in their protective pouches – which were unable to protect them …

Her boyutta küçük ve mükemmel görünen buzağılar, savunmasız ve çıplak ve onları korumada yetersiz kalan koruyucu poşetler içindeki kapalı gözler…
 
Gebe uterusunun görüldüğü bu yapışkan ve kanlı yığınların ortasında bu durumu tekrar tekrar anlatmak istiyorum. Her boyuttan tam gelişmiş, kırılgan ve çıplak, uterinin artık koruyamadığı alanda gözleri kapalı, yeni doğmuş yavru kediler kadar küçücük, yine de minyatürü andıran inekleri, doğumdan sadece birkaç hafta sonra alınan uzun, ipeksi kirpikler ve kahverengi beyaz kıllarla kaplı ipeksi bir posta sahip buzağıları görüyorum.
Çöp fabrikasının açık olan kısmına fetüslü uterusu atarken görev başındaki veteriner, “Bu olağanüstü değil mi, bunlar nasıl doğa yaratıkları?” diye söyleniyor.

Burada işlenen sonu gelmez suçları cezalandırmak için gökten bir yıldırımın, bir mucizenin gelmeyeceğine artık inanmıştım.
 
Sabah saat 7’de işe vardığımda, ölüm kutusunun önündeki soğuk hava akımlı ve buzlu koridorda kıvranarak yatan acınacak haldeki çok zayıf ineğe yardım etmek imkansızdı. Kimsenin, bu hayvanı tek bir atışla acılarına son vermek için yeterince merhameti yoktu. Öncelikle diğer hayvanların korunmaya ihtiyacı vardı. Öğle yemeğine çıktığımda inek hala orada uzanıyor ve seğiriyordu. Birkaç çağrıya rağmen kimse yardım etmemişti. Etini kesen ve alnına inen ipi gevşetiyorum. Büyük gözleriyle bana bakıyor. Sonradan öğrendim ki inekler ağlayabilirdi. Tepkisiz bir şekilde bir suçu izlemenin verdiği suçluluk duygusu, kişinin kendisinin işlediği suç kadar katlanılması zor bir durum.
 
Ellerim, elbiselerim ve botlarım kan içinde kalıyor. Saatlerdir üretim hattındayım, kalp, akciğer ve karaciğerleri kesiyorum. Uyarı alıyorum: “İnekleri küçük parçalara bölmek pis bir iştir.”
Tüm bu olanları anlatmak istiyorum, böylece bu yükü tek başıma taşımak zorunda kalmayacağım. Ancak neredeyse hiç kimse bunu dinlemek istemiyor. Evet, insan bana sorular soruyor: “Mezbaha neye benziyor? Ben bunu yapamazdım.” Tırnaklarım avuç içlerimi oyuyor, ancak bu teselli edici yüzlere vuramam, telefonu pencereden dışarı fırlatamam. Bağırmak istiyorum, ancak her an ve her gün yaşadığım korku beni boğuyor. Bununla başa çıkıp çıkamayacağımı kimse sormuyor. Kısa cevaplara verilen mahcup tepkiler, kaygıyı gösteriyor: “Evet, tüm bunlar kesinlikle korkunç. Bu nedenle sadece ara sıra et yiyoruz.” Genellikle insanlar beni teşvik ediyor: “Dişini sık! Cesaretini kaybetme. Hepsi yakında bitecek!” Bunlar, en kötü, en acımasız ve boş ifadelerdi! Katliam hala devam ediyor. Herkes, benim sorunumun bu korkunç altı haftayı atlatmak olduğunu sanıyor, fakat bu korkunç toplu katliam, et yiyen kişilerin yararı için milyonlarca kez gerçekleşiyor. Şimdi, hayvan dostu gibi görünen ancak hala et yiyen kişilerin sahtekar olduklarını düşünüyorum.
 
“Kes şunu, iştahımı kapatıyorsun!” Bu ifade, birçok kez konuşmamı yarıda kesiyor, gerginliği artırıyor: “Sen bir teröristsin! Normal olan her insan sana güler”. Kişi, böyle zamanlarda kendini yalnız ve tamamıyla yitik hisseder. Şimdi ve sonrasında, eve aldığım ve formaldehit koyduğum küçük inek fetüse bakıyorum. Memento Mori. Hadi “normal insanları” güldürelim. Asla unutmamam gereken gözler. Et isteyen kişilerin görmesi gereken gözler.